Eyüp Sultan Talebeye Göründü
 

Haberler:

SMF - Just Installed!

Ana Menü

Eyüp Sultan Talebeye Göründü

Başlatan sidre, 29 Ara 2022, 12:55 ÖÖ

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sidre

Hz. Üstâzımızın 1958-1959 dönemi İstanbul Topçular Tekâmül kursu; Cennet mekan Ahmet bey Abimizin ifadeleriyle İLK ve SON  Tekâmül tatbikatıdır.

Bu devrede; Ezel ve Ebed'le alâkalı birçok önemli hususlar, bir özet halinde açıklanmış ve ümmet-i Muhammed'e armağan edilmiştir!!!..

      5 aylık bir zaman diliminde, İnsanlık âlemi için Kıyamete kadar ışık tutacak! çok mühim hâtıralar ve ebedi ibret teşkil edecek hikmetli hâdiseler zuhur etmiştir!!!.

      Sâdece bir örnek olmak üzere 1958 Kasım ayında İstanbul Eyup Sultan'da vuku bulan ibretli bir hâdiseyi,  Rabbâni yolunun yolcularına bir armağan olmak üzere kaydetmek isteriz.

    Zikredeceğimiz ibretli vak'a vesilesiyle Hz. Üstâzımızın, aşağıda okuyacağımız Âyet-i kerimenin ûnvân ve tefsiri sadedinde ifâde buyurdukları cümleler, dikkatle ve ibretle okunmalı ve üzerinde uzun uzun düşünülmelidir.

    TOPÇULAR'daki dersler sırasında 130 civârında talebe bulunuyor ve bunlardan 50 tanesi son dersleri tekrâren ve bizzat Hz. Üstâzımızda okuyorlardı. Diğer alt guruplara, Mehmet  Arıkan abi ders veriyor ve Hüsnü Yılmaz abi de müzâkere yaptırıyordu.

      1958 senesinin Eylül ayında başlayan Topçular'daki derslere, Kısıklı'dan 4 ayrı vâsıta değiştirerek teşrif eden Hz. Üstâzımız; Kısıklı'dan Tramvayla Üsküdar İskelesine, oradan Gemi ile Eminönüne, sonra yine Tramvayla Beyazıt'a ve oradan da Bayrampaşa Minibüsleri ile Topçular'a gelirlerdi. Halen mevcut, Topçular'da cadde üzerindeki Saitpaşa Camii'nin yanında inerek, aynı Cami avlusunda, hayırsever işadamı Mehmet Üretmen tarafından, Efendi hazretlerinin hizmetlerine tahsisen hususi yaptırılmış olan binada ders verirlerdi!.

        Hz. Üstazımız, işte ilk defa bir nebze rahat bir şekilde Türkiye'nin hemen her bölgesinden büyük bir heyecanla gelip burada toplanan 50 talebeye İlm-i Usul Kitabını, son bir kere daha baştan sona okutmuşlardı. Bu Usul-ü Fıkıh derslerinin sonunda her gün, MECELLE HUKUKU'ndan bizzat maddeler okuyor, açıklamalarını yapıyor ve Talebeler de not alıyorlardı.

      Cuma ve Pazar günleri,  bir gurup tecrübeli Tekâmül Talebeleri, muhtelif Câmilerde Vââz ederlerdi.

        Yine bir cuma günü Vââz edecek olan talebeler Camilere dağılmıştı. Osman Zeki isimli bir arkadaşımız da Vââz etmek için,  Eyup Sultan Camiine gitmişti.

        Akşam herkes Kursa döndüğünde, Eyup Sultan Camiine giden arkadaşımız, Hz. Üstâzımızın odasına hizmet eden Talebe başkanı olmamız münâsebetiyle bana gelerek heyecanla ve Elleri titrer bir halde, önemli bir şey anlatacağını söyledi ve bunu, yarın Sabah teşrif ettiğinde Hz. Üstâzımıza arz etmemi ısrarla rica etmişti!.

        Meseleyi anlatmaya başladı ama, anlattıkça renkten renge giriyor! ve bir yandan yüzünden sanki kan çekiliyor!, Elleri de heyecandan titriyordu!..

        Ben önce pek kavrayamamıştım fakat, o izah ettikçe benim de heyecandan ellerim titremeye başladı!!!.. 

Arkadaşımız şöyle diyordu: "Eyüp Sultandaki Cuma Vâ'zımdan sonra Namazı müteâkıp Camiden çıkınca, dışarıda birçok yaşlı kişiler etrafımı sardı yaşım da küçük olduğu için çok ilgi gösterdiler. Kimi sarılıyor, kimi tebrik ediyor, kimi nerede, kimde okuduğumu soruyordu. Ben bunlara cevap yetiştirmeye çalışırken cematin arasında, diğerleri gibi Elini öptüğüm; Uzun boylu, sarışın kumral sakallı güzel yüzlü bir zât, o esnâda elini, benim omuzuma koyarak: "Devam edin evladım. Korkmayın!!!.. Size Hz. Peygamberden Selâm getirdim!!!... Korkmasınlar, devam etsinler!!!  buyurdu."  dedi.

Arkadaşımız devamla "Cemâat arasında bu kelimeleri, kim söyleyebilir bu nasıl bir ifadedir, diye kendi kendime hayretle düşünürken, bu cümleleri konuşan zât'ın yüzüne bir bakayım, diye kalabalık içinden kafamı kaldırdım ama, yanımdaki bu zât, ben bakıp dururken sanki uçar gibi gözümden kayboldu!!!.

Öyle heyecanlandım ki, öyle bir tablo idi ki, böyle bir şeyi, ne gördüm, ne duydum!. Hâlâ içim titriyor, Kalbim duracak gibidir!!!...

Ne olur, yarın Sabah Efendi Hazretleri geldiğinde, derse girmeden bunu bir arz ediver de, bu ne olabilir? Bir öğrenelim. Aksi halde, bu heyecanla sanki kendimi yaşamayacak gibi hissediyorum!!!" dedi.

        Bunları, öyle nefes nefese anlatıyordu ki, onu dinlerken, benim de Ellerim titremeye başlamıştı!!!..

        Yarın Sabah Efendi Hazretleri teşrif ettiğinde, Paltosunu çıkarıp astıktan sonra artık ilk işim, bu hâdiseyi olduğu gibi anlatmak olacak,  diye aramızda kararlaştırdık ve o geceyi, ikimiz de çok büyük bir heyecanla geçirdik!!!..

        Sabah oldu ve bekliyoruz. Şu hikmete bakınız ki, her Sabah saat 8 de topçulara gelen ve derse oturan Hz. Üstâzımız beş ay yaşadığımız o dönemde hiç vâki değil iken o gün sabah 20 dakika geç teşrif etmişti.

      Her zaman olduğu gibi Paltosunu ve Beresini alıp astım ve mübârek Alanya Takkesini hemen çıkarıp giymişti. Yine 1-2 dakika oturur diye bekledim ama oturmadı ve:

Evladım! Bu gün Vesâit denk gelmedi, biraz geç kaldık. Bak bakalım!.. Evlâtlarım hazır ise vakit geçirmeden hemen derse oturalım!!!."  buyurdu.

      Ben hemen koca salona çıkıp, yuvarlak halka halinde bekleyen Talebelere bir göz attım ve hemen odaya girerek: -Talebeler hazır efendim!,  deyince, hiç oturmadan derse girdiler ve bizim, Eyüp Sultan hâdisesini anlatma imkânımız da olmadı.

        Her gün saat 10 veya 10.30 sıralarında derse bir nokta koyarak, çok feyizli mevzular açmak ve sohbet etmek, mübârek âdetleri idi.

Ayrıca Cuma ve Pazar günleri Camilerde bazı arkadaşlarımız vaazlar yaptığı için ertesi gün derse bir nebze ara verir  ve: -Anlatın bakalım evlatlarım!  Dünkü Vââzlar nasıl geçti, diye sorarlardı. Herkes Vââz ettiği Cami'den ve Vââz mevzundan bilgiler verdikçe son derece memnun olurlar ve: -El-Hamdu lillâh. Hâzâ min fadl-ı Rabbî. Hâzâ, kerâmetü'n-Nebîy, buyururlardı.

    İşte, Eyûb Sultan hâdisesi günü de, saat 10,30 civarında derse ara verildiğinde yine sormuşlardı:
-Anlatın bakalım evlâtlarım dünkü Vââzlar nasıl geçti?.. 

Herkes: -İyi geçti efendim, şeklinde hafif sesle bilgi verirken, mübârek gözlerini, ders halkasında bulunan Osman Zeki'ye çevirerek ve bütün dikkatını teksif ederek:

      -Eeee, anlat bakalım Zeki evlâdım!.. Nasıl, Eyüb Sultân Hazretleri biraz sevdi okşadı mı seni???!!!!..

Resulüllah'dan Selâm mı getirmiş?.. Devam edin, korkmayın diyor, değil mi?..  diye buyurdu.

    Ben donup kalmıştım.

Zeki de hayrete düşmüş amma, ben daha çok ürpermiştim. Çünkü o, hâdiseyi, Efendi Hazretlerine, benim anlattığımı zannediyordu. O gün 20 dakika geç teşrif etmesinin, meğer hayâtımızda, tarifi kabil olmayan ebedi bir ders vesilesi olacağını sonra anlayabilmiştik.

Zira, önceden hâdiseyi anlatmış olsa idik, belki biz meseleyi, anlattıklarımızın bir yorumu gibi anlayacaktık.

        Halbuki, hâdiseden hiç söz edilmemişken, Eyüb Sultan Hazretleri ile bir vâk'a yaşandığını, Hz. Üstâzımızın,  kendiliğinden ortaya koyması, hiç şüphe yok ki, aklın, havsalanın izah edebileceği, öyle sıradan bir kerâmet olayı değildi...  Kelimenin kâmil manası ile tam bir şok olmuştum.

        Aman Allahım!  Bu nasıl bir irtibattır?... Bu nasıl bir tasarruftur ki, 1400  sene evvel, İstanbul'un fetih seferinde şehit düşmüş, Mihmandâr-ı Resul, Eyüb Sultan (Hâlid ibni Zeyd) hazretlerinin, Vââz eden bir kardeşimizle konuşması ve onu sevmesinden haberdar oluyor.

      Aman Yâ Rabbi!..  Senin Resulünün, vârisi böyle bir tasarrufa sâhip ve bu kadar güzel, bu kadar tatlı olursa,.. Acaba o cihân Peygamberi ne kadar tatlı, ne kadar güzel ve ne büyük bir  tasarrufun sâhibidir yâ Rabbi!

      İşte biz o anda, hayretle böyle derin düşüncelere dalarken;  Hz. Üstâzımız, Talebelerin o andaki  hâlini tarassut eden ince, tatlı bir nazardan sonra birden bire mübârek sesini biraz yükselterek şöyle devam etti:

-Evlâtlarım!.. 

Sâdece Eyüb Sultan Hazretleri değil,..
 
Gelmiş geçmiş bütün Enbiyâ-i Îzâm ve Evliyâ-i kirâm,.. Hepsi sizin arkanızdadır.
Hepsi size duâ eder, hepsi size yardım ederler. Diye buyurdu.

        Sonra 1-2 Sâniye duraklayıp, bu defa, mübârek sesini iyice hafifleterek:

-Ve yardım etmeye de mecburdurlar!!!.. 

buyurdu.

Hatırla ki, Allah vaktiyle Peygamberlerden şöyle bir söz almıştı: Celâlim hakkı için, Size Kitap ve Hikmetten her ne verilir de sonra Elinizdeki Kitabı tasdik eden bir Peygamber gelirse, ona mutlaka Îmân edecek ve bütün gücünüzle yardımda bulunacaksınız!!!. Buna ikrâr verdiniz mi?!!! Ve bunun üzerine benim ağır ahdimi boynunuza aldınız mı?!!! Buyurmuştu. 

"İkrâr verdik!" dediler. 

"Öyle ise şâhid olun!, ben de sizinle beraber şâhidlerdenim" buyurdu.  (Ali İmran-81)

Sonra devam ederek:

-Evet evlatlarım!.. Bütün Peygamberler; daha kendilerine Peygamberlik verilmeden,  Hz. Allah hepsinden Âhd-u Mîsak aldı!. Hepsi, Resulüllah'a, âhir zaman Nebisine Îmân ve ona bütün gücüyle yardım edeceklerine dâir söz vermişler!, o suretle peygamber olmuşlardır!!!. Hayatlarında ve memâtlarında, hep âhir zaman peygamberinin Rûhâniyetinin emrinde ve yardımında bulunurlar!!!.. Gelmiş geçmiş bütün Evliyâullah da böyledir!!!.. Sizler, Hâtemü's-Seâdet Bağının Güllerisiniz!!!. Âhir zaman Nebisi sizler için titrerken!!!, diğer Nebiler sizi hiç yalnız bırakırlar mı?