Son İletiler
 

Haberler:

Abdullah Kaya vefat etti.

Ana Menü

Son İletiler

#1
SERBEST KÜRSÜ / Kim Bir Topluluğa Benzerse o O...
Son İleti Gönderen sidre - 30 Ara 2022, 06:57 ÖS


BİR KAVME BENZEMEYE ÇALIŞAN ONLARDANDIR

İkinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri buyurdular ki:
"İki dini tasdîk eden (İslâm'dan başka hak din olduğuna inanan) kişi, şirk ehlinden sayılır. İslâm'ın hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden de müşriktir. Hâlbuki küfürden teberrî etmek (uzaklaşmak) İslâm'ın şartıdır, şirk şâibesinden sakınmak tevhiddir...
Hindûların büyük bildikleri günlere hürmet etmek, Yahûdîlerce bilinen âdetlere uymak, küfrü icap ettirir. Nitekim bazı cahil Müslümanlar, bilhâssa kadınlar, kâfirlerin belli günlerindeki küfür merâsimini icrâ etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar... Böylelikle o merâsime tam manası ile îtinâ ve itibar ederler.
İslâm'da bunların hepsi şirk ve küfürdür." (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c. 3, m. 41)
"Bir kere, bir hasta ziyaretine gitmiştim. O hastanın ölümü yaklaşmıştı. Hâline teveccüh ettiğim zaman, kalbini şiddetli zulmet içinde gördüm... Bu zulmetin kalkması için ne kadar teveccüh ettiysem de kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde gizli bulunan küfür sıfatındandır. Bu sıkıntıların sebebi, küfür ehlini dost edinmesindendir.
Bana malum oldu ki bu zulmetlerin kalkması için teveccüh etmek, yerinde bir iş değildir. Zira onun bu zulmetlerden temizlenmesi, küfrün cezası olan cehennem azâbına bağlıdır.
Ve bana malum oldu ki, onda zerre miktarı iman mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacaktır.
Cehennem azâbı -ister ebedî olsun, ister muvakkat olsun- küfre ve küfür sıfatlarına mahsustur. (Yani, muvakkat cehennem azâbı; küfür sıfatının cezası, ebedî cehennem azâbı ise küfrün cezasıdır.) (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c. 1, m. 266)

İkinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri buyurdular ki:
"İki dini tasdîk eden (İslâm'dan başka hak din olduğuna inanan) kişi, şirk ehlinden sayılır. İslâm'ın hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden de müşriktir. Hâlbuki küfürden teberrî etmek (uzaklaşmak) İslâm'ın şartıdır, şirk şâibesinden sakınmak tevhiddir...
Hindûların büyük bildikleri günlere hürmet etmek, Yahûdîlerce bilinen âdetlere uymak, küfrü icap ettirir. Nitekim bazı cahil Müslümanlar, bilhâssa kadınlar, kâfirlerin belli günlerindeki küfür merâsimini icrâ etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar... Böylelikle o merâsime tam manası ile îtinâ ve itibar ederler.
İslâm'da bunların hepsi şirk ve küfürdür." (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c. 3, m. 41)
"Bir kere, bir hasta ziyaretine gitmiştim. O hastanın ölümü yaklaşmıştı. Hâline teveccüh ettiğim zaman, kalbini şiddetli zulmet içinde gördüm... Bu zulmetin kalkması için ne kadar teveccüh ettiysem de kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde gizli bulunan küfür sıfatındandır. Bu sıkıntıların sebebi, küfür ehlini dost edinmesindendir.
Bana malum oldu ki bu zulmetlerin kalkması için teveccüh etmek, yerinde bir iş değildir. Zira onun bu zulmetlerden temizlenmesi, küfrün cezası olan cehennem azâbına bağlıdır.
Ve bana malum oldu ki, onda zerre miktarı iman mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacaktır.
Cehennem azâbı -ister ebedî olsun, ister muvakkat olsun- küfre ve küfür sıfatlarına mahsustur. (Yani, muvakkat cehennem azâbı; küfür sıfatının cezası, ebedî cehennem azâbı ise küfrün cezasıdır.) (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c. 1, m. 266)
#2
SERBEST KÜRSÜ / Eyüp Sultan Talebeye Göründü
Son İleti Gönderen sidre - 29 Ara 2022, 12:55 ÖÖ
Hz. Üstâzımızın 1958-1959 dönemi İstanbul Topçular Tekâmül kursu; Cennet mekan Ahmet bey Abimizin ifadeleriyle İLK ve SON  Tekâmül tatbikatıdır.

Bu devrede; Ezel ve Ebed'le alâkalı birçok önemli hususlar, bir özet halinde açıklanmış ve ümmet-i Muhammed'e armağan edilmiştir!!!..

      5 aylık bir zaman diliminde, İnsanlık âlemi için Kıyamete kadar ışık tutacak! çok mühim hâtıralar ve ebedi ibret teşkil edecek hikmetli hâdiseler zuhur etmiştir!!!.

      Sâdece bir örnek olmak üzere 1958 Kasım ayında İstanbul Eyup Sultan'da vuku bulan ibretli bir hâdiseyi,  Rabbâni yolunun yolcularına bir armağan olmak üzere kaydetmek isteriz.

    Zikredeceğimiz ibretli vak'a vesilesiyle Hz. Üstâzımızın, aşağıda okuyacağımız Âyet-i kerimenin ûnvân ve tefsiri sadedinde ifâde buyurdukları cümleler, dikkatle ve ibretle okunmalı ve üzerinde uzun uzun düşünülmelidir.

    TOPÇULAR'daki dersler sırasında 130 civârında talebe bulunuyor ve bunlardan 50 tanesi son dersleri tekrâren ve bizzat Hz. Üstâzımızda okuyorlardı. Diğer alt guruplara, Mehmet  Arıkan abi ders veriyor ve Hüsnü Yılmaz abi de müzâkere yaptırıyordu.

      1958 senesinin Eylül ayında başlayan Topçular'daki derslere, Kısıklı'dan 4 ayrı vâsıta değiştirerek teşrif eden Hz. Üstâzımız; Kısıklı'dan Tramvayla Üsküdar İskelesine, oradan Gemi ile Eminönüne, sonra yine Tramvayla Beyazıt'a ve oradan da Bayrampaşa Minibüsleri ile Topçular'a gelirlerdi. Halen mevcut, Topçular'da cadde üzerindeki Saitpaşa Camii'nin yanında inerek, aynı Cami avlusunda, hayırsever işadamı Mehmet Üretmen tarafından, Efendi hazretlerinin hizmetlerine tahsisen hususi yaptırılmış olan binada ders verirlerdi!.

        Hz. Üstazımız, işte ilk defa bir nebze rahat bir şekilde Türkiye'nin hemen her bölgesinden büyük bir heyecanla gelip burada toplanan 50 talebeye İlm-i Usul Kitabını, son bir kere daha baştan sona okutmuşlardı. Bu Usul-ü Fıkıh derslerinin sonunda her gün, MECELLE HUKUKU'ndan bizzat maddeler okuyor, açıklamalarını yapıyor ve Talebeler de not alıyorlardı.

      Cuma ve Pazar günleri,  bir gurup tecrübeli Tekâmül Talebeleri, muhtelif Câmilerde Vââz ederlerdi.

        Yine bir cuma günü Vââz edecek olan talebeler Camilere dağılmıştı. Osman Zeki isimli bir arkadaşımız da Vââz etmek için,  Eyup Sultan Camiine gitmişti.

        Akşam herkes Kursa döndüğünde, Eyup Sultan Camiine giden arkadaşımız, Hz. Üstâzımızın odasına hizmet eden Talebe başkanı olmamız münâsebetiyle bana gelerek heyecanla ve Elleri titrer bir halde, önemli bir şey anlatacağını söyledi ve bunu, yarın Sabah teşrif ettiğinde Hz. Üstâzımıza arz etmemi ısrarla rica etmişti!.

        Meseleyi anlatmaya başladı ama, anlattıkça renkten renge giriyor! ve bir yandan yüzünden sanki kan çekiliyor!, Elleri de heyecandan titriyordu!..

        Ben önce pek kavrayamamıştım fakat, o izah ettikçe benim de heyecandan ellerim titremeye başladı!!!.. 

Arkadaşımız şöyle diyordu: "Eyüp Sultandaki Cuma Vâ'zımdan sonra Namazı müteâkıp Camiden çıkınca, dışarıda birçok yaşlı kişiler etrafımı sardı yaşım da küçük olduğu için çok ilgi gösterdiler. Kimi sarılıyor, kimi tebrik ediyor, kimi nerede, kimde okuduğumu soruyordu. Ben bunlara cevap yetiştirmeye çalışırken cematin arasında, diğerleri gibi Elini öptüğüm; Uzun boylu, sarışın kumral sakallı güzel yüzlü bir zât, o esnâda elini, benim omuzuma koyarak: "Devam edin evladım. Korkmayın!!!.. Size Hz. Peygamberden Selâm getirdim!!!... Korkmasınlar, devam etsinler!!!  buyurdu."  dedi.

Arkadaşımız devamla "Cemâat arasında bu kelimeleri, kim söyleyebilir bu nasıl bir ifadedir, diye kendi kendime hayretle düşünürken, bu cümleleri konuşan zât'ın yüzüne bir bakayım, diye kalabalık içinden kafamı kaldırdım ama, yanımdaki bu zât, ben bakıp dururken sanki uçar gibi gözümden kayboldu!!!.

Öyle heyecanlandım ki, öyle bir tablo idi ki, böyle bir şeyi, ne gördüm, ne duydum!. Hâlâ içim titriyor, Kalbim duracak gibidir!!!...

Ne olur, yarın Sabah Efendi Hazretleri geldiğinde, derse girmeden bunu bir arz ediver de, bu ne olabilir? Bir öğrenelim. Aksi halde, bu heyecanla sanki kendimi yaşamayacak gibi hissediyorum!!!" dedi.

        Bunları, öyle nefes nefese anlatıyordu ki, onu dinlerken, benim de Ellerim titremeye başlamıştı!!!..

        Yarın Sabah Efendi Hazretleri teşrif ettiğinde, Paltosunu çıkarıp astıktan sonra artık ilk işim, bu hâdiseyi olduğu gibi anlatmak olacak,  diye aramızda kararlaştırdık ve o geceyi, ikimiz de çok büyük bir heyecanla geçirdik!!!..

        Sabah oldu ve bekliyoruz. Şu hikmete bakınız ki, her Sabah saat 8 de topçulara gelen ve derse oturan Hz. Üstâzımız beş ay yaşadığımız o dönemde hiç vâki değil iken o gün sabah 20 dakika geç teşrif etmişti.

      Her zaman olduğu gibi Paltosunu ve Beresini alıp astım ve mübârek Alanya Takkesini hemen çıkarıp giymişti. Yine 1-2 dakika oturur diye bekledim ama oturmadı ve:

Evladım! Bu gün Vesâit denk gelmedi, biraz geç kaldık. Bak bakalım!.. Evlâtlarım hazır ise vakit geçirmeden hemen derse oturalım!!!."  buyurdu.

      Ben hemen koca salona çıkıp, yuvarlak halka halinde bekleyen Talebelere bir göz attım ve hemen odaya girerek: -Talebeler hazır efendim!,  deyince, hiç oturmadan derse girdiler ve bizim, Eyüp Sultan hâdisesini anlatma imkânımız da olmadı.

        Her gün saat 10 veya 10.30 sıralarında derse bir nokta koyarak, çok feyizli mevzular açmak ve sohbet etmek, mübârek âdetleri idi.

Ayrıca Cuma ve Pazar günleri Camilerde bazı arkadaşlarımız vaazlar yaptığı için ertesi gün derse bir nebze ara verir  ve: -Anlatın bakalım evlatlarım!  Dünkü Vââzlar nasıl geçti, diye sorarlardı. Herkes Vââz ettiği Cami'den ve Vââz mevzundan bilgiler verdikçe son derece memnun olurlar ve: -El-Hamdu lillâh. Hâzâ min fadl-ı Rabbî. Hâzâ, kerâmetü'n-Nebîy, buyururlardı.

    İşte, Eyûb Sultan hâdisesi günü de, saat 10,30 civarında derse ara verildiğinde yine sormuşlardı:
-Anlatın bakalım evlâtlarım dünkü Vââzlar nasıl geçti?.. 

Herkes: -İyi geçti efendim, şeklinde hafif sesle bilgi verirken, mübârek gözlerini, ders halkasında bulunan Osman Zeki'ye çevirerek ve bütün dikkatını teksif ederek:

      -Eeee, anlat bakalım Zeki evlâdım!.. Nasıl, Eyüb Sultân Hazretleri biraz sevdi okşadı mı seni???!!!!..

Resulüllah'dan Selâm mı getirmiş?.. Devam edin, korkmayın diyor, değil mi?..  diye buyurdu.

    Ben donup kalmıştım.

Zeki de hayrete düşmüş amma, ben daha çok ürpermiştim. Çünkü o, hâdiseyi, Efendi Hazretlerine, benim anlattığımı zannediyordu. O gün 20 dakika geç teşrif etmesinin, meğer hayâtımızda, tarifi kabil olmayan ebedi bir ders vesilesi olacağını sonra anlayabilmiştik.

Zira, önceden hâdiseyi anlatmış olsa idik, belki biz meseleyi, anlattıklarımızın bir yorumu gibi anlayacaktık.

        Halbuki, hâdiseden hiç söz edilmemişken, Eyüb Sultan Hazretleri ile bir vâk'a yaşandığını, Hz. Üstâzımızın,  kendiliğinden ortaya koyması, hiç şüphe yok ki, aklın, havsalanın izah edebileceği, öyle sıradan bir kerâmet olayı değildi...  Kelimenin kâmil manası ile tam bir şok olmuştum.

        Aman Allahım!  Bu nasıl bir irtibattır?... Bu nasıl bir tasarruftur ki, 1400  sene evvel, İstanbul'un fetih seferinde şehit düşmüş, Mihmandâr-ı Resul, Eyüb Sultan (Hâlid ibni Zeyd) hazretlerinin, Vââz eden bir kardeşimizle konuşması ve onu sevmesinden haberdar oluyor.

      Aman Yâ Rabbi!..  Senin Resulünün, vârisi böyle bir tasarrufa sâhip ve bu kadar güzel, bu kadar tatlı olursa,.. Acaba o cihân Peygamberi ne kadar tatlı, ne kadar güzel ve ne büyük bir  tasarrufun sâhibidir yâ Rabbi!

      İşte biz o anda, hayretle böyle derin düşüncelere dalarken;  Hz. Üstâzımız, Talebelerin o andaki  hâlini tarassut eden ince, tatlı bir nazardan sonra birden bire mübârek sesini biraz yükselterek şöyle devam etti:

-Evlâtlarım!.. 

Sâdece Eyüb Sultan Hazretleri değil,..
 
Gelmiş geçmiş bütün Enbiyâ-i Îzâm ve Evliyâ-i kirâm,.. Hepsi sizin arkanızdadır.
Hepsi size duâ eder, hepsi size yardım ederler. Diye buyurdu.

        Sonra 1-2 Sâniye duraklayıp, bu defa, mübârek sesini iyice hafifleterek:

-Ve yardım etmeye de mecburdurlar!!!.. 

buyurdu.

Hatırla ki, Allah vaktiyle Peygamberlerden şöyle bir söz almıştı: Celâlim hakkı için, Size Kitap ve Hikmetten her ne verilir de sonra Elinizdeki Kitabı tasdik eden bir Peygamber gelirse, ona mutlaka Îmân edecek ve bütün gücünüzle yardımda bulunacaksınız!!!. Buna ikrâr verdiniz mi?!!! Ve bunun üzerine benim ağır ahdimi boynunuza aldınız mı?!!! Buyurmuştu. 

"İkrâr verdik!" dediler. 

"Öyle ise şâhid olun!, ben de sizinle beraber şâhidlerdenim" buyurdu.  (Ali İmran-81)

Sonra devam ederek:

-Evet evlatlarım!.. Bütün Peygamberler; daha kendilerine Peygamberlik verilmeden,  Hz. Allah hepsinden Âhd-u Mîsak aldı!. Hepsi, Resulüllah'a, âhir zaman Nebisine Îmân ve ona bütün gücüyle yardım edeceklerine dâir söz vermişler!, o suretle peygamber olmuşlardır!!!. Hayatlarında ve memâtlarında, hep âhir zaman peygamberinin Rûhâniyetinin emrinde ve yardımında bulunurlar!!!.. Gelmiş geçmiş bütün Evliyâullah da böyledir!!!.. Sizler, Hâtemü's-Seâdet Bağının Güllerisiniz!!!. Âhir zaman Nebisi sizler için titrerken!!!, diğer Nebiler sizi hiç yalnız bırakırlar mı? 



#3
SERBEST KÜRSÜ / Kaybolan Su Kerameti
Son İleti Gönderen sidre - 22 Ara 2022, 04:00 ÖS
1945 yılı idi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğünde Komiser olarak görev yapıyordum. O tarihlerde emniyetteki "tabutluk" çok meşhur idi. Bunu herkes bilir.

Bir gün Emniyet Müdürümüz kapıdan:

-Komiser!.. diye seslenerek beni makam odasına çağırdı. Odasına girdiğimde bana:

-Bu bekçi ne diyor?.. Bir bak bakalım! dedi.

Bekçi ile birlikte giderken, "Mesele nedir?" diye sordum. Bekçi, bodrumu işaret etti. Yani meşhur tabutluğu göstermişti. Merdivenleri inerek "mahzen" denilen yerin uc kısmındaki beton kuyunun yanına geldik. Bir metrekare genişliğinde dört tarafı perde betonla çevrili kuyunun yüksekliği 2,5 metre kadardı. Hiçbir tarafında su sızdıracak bir delik ve kapağı yoktu.

Bekçi bana dedi ki:

-Komserim, bu kuyunun içinde sakallı bir zât var. Kuyuya üstündeki musluktan su akıyor. Kuyu su ile dolduğunda Müdür Beye haber vermek üzere görevlendirilmiştim. Belli bir zaman sonra merdivene çıkıp kuyunun içine baktığımda musluktan, devamlı su aktığı halde, kuyuda su olmadığını gördüm. Müdür Beye gidip durumu haber verdim ama, inanmak istemedi. Onun üzerine sizi çağırdı" dedi.

Merdiveni tırmanıp üstten kuyunun içine baktım. Takrîben 60 yaşlarında sakallı, nur yüzlü bir zât, boynu bükük ve düşünceye dalmış bir halde, ayakta dikiliyordu. Bir taraftan da üstten su akıp duruyordu. Kuyunun altı ıslak fakat, bekçinin anlattığı gibi, hakikaten kuyunun içinde hiç su yoktu.

Dehşete kapıldım. Korku içinde ve elim ayağım titrer vaziyette merdivenden indim. Gidip vaziyeti müdür beye anlattım. Bu defa Müdür:

-Görelim bakalım! dedi. Beni de yanına alarak mahzendeki beton kuyunun yanına gittik ve kendisi merdivenleri çıkarak, üstteki musluğundan devamlı su akan kuyuya yukarıdan bakıp, içinde hiç su olmadığını görünce, tam bir korkuya kapılıp odasına doğru ilerlerken bir taraftan da bize talimat veriyordu:

-Salın salın!.. Başımıza bir felâket gelmesin, bırakın evine gitsin!..diyordu.

Bu hâdiseden şahsen, çok etkilenmiştim. Kendimi toparladıktan sonra hemen dosyasını inceledim. Beton kuyuya konulmuş olan zâtın, Fâtih dersiâmlarından Süleyman Hilmi Tunahan olduğunu öğrendim. Kısıklı'da Kur'an kursu açıp Arapça din dersleri verdiği için gözaltına alınmıştı. Dosyasından, ikametgâh adresini aldım ve ilk fırsatta gidip kendisini ziyaret etmeyi kafama koydum.

Pazar günü en iyi elbiselerimi geyip, kendimi ruhen de hazırlayarak, Kısıklı'daki hânesine gittim ve kendisini ziyaret ettim. Mübarek elini öptüm. Kendisine yapılmak istenen muâmeleden duyduğum üzüntüyü ifade ederek özür diledim. Ama o, sanki hiçbir şey olmamış gibi tatlı bir tebessümle:

- Olur mu evladım?.. Senin ne kabahatin var!. Sonra bizim hiç kimseye kırgınlığımız yoktur. Bunlar normal şeylerdir" dedi.

Sanki hiçbir şey olmamış gibi güleryüzü ve tatlı tebessümü ile beni hayrette bıraktı. O güzel tavrı ve sözleri karşısında sanki erimiştim.

Yanına gelenler vardı. Ama uzun müddet beni göndermedi. Mahremiyete de son derece ehemmiyet veriyordu. Benim kimliğimi kimseye açıklamadı. Çay içirdi, ikramlarda bulundu. Bana, lâyık olmadığım çok güzel duâlar yaptı. Öyle haz duymuştum ki, yanından hiç ayrılmak istemiyordum.. Nihayet:

-Efendim, ara sıra ziyaretinize gelip elinizi öpmeme izin lütfeder misiniz? diye sorma cesâreti buldum.

-Pek tabii, her zaman gelebilirsiniz evladım!. dedi.

Buna çok sevindim ve daha fazla yormamak için artık izin alıp büyük bir şevkle tekrar elini öperek, huzurlarından ayrıldım. O günden itibaren vefâtına kadar fırsat buldukça hep kendisini ziyaret edip mübarek elini öptüm. İstanbul Emniyet Müdürlüğüm sırasında da gidip ziyaret ettim.

16 Eylül 1959 günü vefatında Kayseri'de idim. Defnine yetişemedim fakat, sonra gelip, mübarek hânesine taziyede bulundum.
 
Hep gittiğim misafirhanede bu defa, artık hizmetleri üstlenen Kemâl Kacar Beyi ziyaret ediyordum. Ayrılırken elini öpmek istedim fakat Kemâl Bey müsâde etmedi. Üstelik hiddetlendi.

-Benim öyle bir şeye hakkım yok, dedi. Elini öpemediğim için şahsen üzüldüm. Ama kendisi bunda kararlı görünüyordu.

Son bir ümit ile kendisine şöyle dedim:

-Kemâl Bey, ben sizin elinizi değil, Süleyman Efendi Hazretlerinin elini öpmek istiyorum. Yıllarca buraya gelip, huşû ile mübarek elini öpmekten büyük haz duyduğum o mübarek zâtı, artık bulamayacağım. Onun için, sağlığında kendisini ziyaret ettiğim o zat'ın yerine, bundan sonra sizi ziyaret edip, onun adına, sizin elinizi öpmek istiyorum. Buna izin verirseniz çok sevinirim!" dedim.

Bu sözlerimi dinleyen Kemâl Bey'in sîmâsı değişti. Sonra bana dönerek dedi ki:

-Benim elimi sen, Hz. Üstâzımın niyetiyle mi öpmek istiyorsun?..

-Evet, aynen onu demek istiyorum" dedim.

Bunun üzerine Kemâl bey, sanki başka bir Kemâl Bey oldu. Bir anda tavrı değişti, şekli tebeddül etti. "Süleyman Efendi" deyince Kemâl Beyin sanki kimyâsı değişti. Bir an düşünceye daldı ve sonra bana dönerek:

"Hayrettin Bey!... Elini öptürmek, bu yolda sâdece O'nun hakkıdır. Ben, O'nun hakkına ve bana âit olmayan bir şeye aslâ tecavüz edemem.. Ancak şimdi iş değişti. Benim elimi, O'nun adına öpeceksen, işte ona itiraz edemem" dedi.

Hayrettin Nakiboğlu
Eski Trabzon ve Niğde Valisi 
Eski İstanbul Emniyet Müdürü


#4
SERBEST KÜRSÜ / Merkürün Gerilemesi Yeni Degil...
Son İleti Gönderen sidre - 22 Ara 2022, 02:06 ÖS

Utarit yıldızının sürat ve düz gidişini, yavaşlama ve duraklamasını, geri
dönüş ve şaşırmışlığını, güneş ile olan bağlantı ve yaklaşımı bildirir.


Ey aziz, astronomlar demişlerdir ki:

Bu utarit yıldızına da, kâh sürat, kâh düz gidiş, kâh yavaşlama, kâh duraklama, kâh geri dönüş ve kâh yürüyüşünde şaşırmışlık ârız olur. Bu durumların açıklanması budur ki: Yıldız, döndürücüsünün yukarısında bulundukta; kendi merkezinin hareketi, döndürücüsünün merkezinin hareketine burçlar sırası üzere uyar ve yıldız hızlı hareket eder görünür. Ne zaman döndürücü tarafına bir miktar eğilse, düz hareket eder görünür. Yıldız, döndürücünün aşağısına inişte yavaş hareket eder görünür. Zira ki, yıldızın kendi merkezi inişte olduğundan, hareketi görünmez olup, ancak tedvirin merkezinin hareketi görünür.

Yıldız, döndürücünün en aşağısına yakın oldukta; kendi merkezinin burçlar sırasına uymayan hareketi, döndürücünün merkezinin, taşıyıcının hareketiyle burçlar sırası üzere olan hareketine eşit olup, hareketler birbirine muarız ve karşı olmakla; yıldız durur görünür. Yıldızın geri dönüşü tamam olup, iki hareket birbirine eşit geldikte; yıldız ikinci kez durur görünür. Bundan sonra yine yavaş hareket eder görünür. Zira ki yıldızın kendi merkezi, döndürücünün merkezinin hareketi görünür. Yavaşlamadan sonra tekrar hızlı hareket eder görünür. Halbuki yıldız, kendi döndürücüsünde dönüşünü tek düze sürdürür. Zira ki feleklerin hareketi, kendi küreleri kuşağına nispetle basit, benzerli ve düzdür.

Yıldızın, geri dönüşünden önceki duruşuna:

Birinci makam, ötekine: İkinci makam derler. Utarit yıldızının geri dönüş süresi yirmibir gündür. Düz
gidişi üç ay beş gündür. Bu yıldızın, taşıyıcı feleğinin burçlar kuşağından kuzeye ve güneye üç ve dörtte bir derece eğimli iken; döndürücüsünün dahi doruğu ve eteği, eğilimli feleğinden kâh kuzeye, kâh güneye eğilimi olup; yaklaşık altı derece enlem farkı dahi bulunmuştur. bu yıldız dahi yürüyüşünde şaşırmış gibi görünüp, şaşırmış adıyla isimlendirilmiştir.

Güneşe nispetle bu yıldıza ârız olan bağlantı ve yaklaşımın açıklanması budur ki: bu yıldızın taşıyıcısının hareketi, güneşin merkez dışı feleğinin hareketiyle eşit olduğundan, döndürücünün merkezi dahi sürekli güneşin merkezininkine eşit bulunmuştur. Şu halde utarit yıldızı, güneşin
çevresinde döndürücüsünün hareketiyle deveran eyledikçe, döndürücüsünün yarıçapı miktarı güneşten uzaklıkta, onu tavaf edip; iki uzaklığın ortalarına geldikte; kâh sabah, kâh akşam meşale gibi çakıp, kâh güneşle yakın olur. Zühre gibi güneş kursuna yakın olup, her bir dönüşünde iki kere güneşle yakın olur. Bir kere süratli gidişinin yarısında yani döndürücüsünün zirvesinde bulundukta; sürekli çakışması ve yaklaşması olur.

Bir kere dahi geri dönüşünün yarıksında yani döndürücünün eteğinde oldukta;
güneşle sürekli çakışması ve yaklaşımı bulunur. İki yaklaşımı arasında olan
müddet iki aydır.

Marifetname - Ibrahim Hakki Erzurumi



#5
SERBEST KÜRSÜ / Lotto Neticesini Bildigini Söy...
Son İleti Gönderen sidre - 22 Ara 2022, 12:27 ÖS

Gazeteci Murat Topcu yazdı.

Merhaba sevgili okurlarım,
Bugünkü yazımda sizlere Türkiye'deki dolandırıcıların Almanya'daki Türklere de musallat oldukları yönünde ki aldığım bir haberden bahsedeceğim.
Almanya'ya yeni geldiği belirtilen Süleyman Çengel isminde birisinin, eşi Elif Çengel'le beraber Almanya'daki Türkleri; lotto sayılarını önceden biliyoruz adı altında 4.000 Euro karşılığında, kandırdıkları haberleri bana ulaştı.
Bana gelen haberlere göre; güya bu Süleyman ve Elif Çengel Ankara'da bir medyumla beraber çalışıyormuşlar ve bu medyumun Almanya temsilciliğini yaparak; bizim cinlerimiz var ve onlar lotto sayılarını önceden biliyorlar, bize 4.000 Euro verin, gelecek hafta çekilecek lotto sayılarını size verelim ve en kısa zamanda zengin olun dedikleri ve bu yöntemle insanları dolandırmaya çalıştıkları belirtilmekte.
Yine bana gelen haberlere göre; Süleyman ve Elif Çengel'in Çanakkale'de de emlak dolandırıcılığı yaparak, Almanya'daki bir çok Türkü dolandırdıkları haberlerini de aldım.
Aman dikkat, zaman kötü ve kendinizi Süleyman ve Elif Çengel'e dolandırmayın ve Midyat'a pirinçe giderken, elinizdeki bulgurdan olmayın lütfen!
Benden söylemesi...

Murat Topcu

#6
NETWORK / WWW Squid
Son İleti Gönderen sidre - 17 Ara 2022, 11:44 ÖS

iptables -t nat -A PREROUTING -i eth0 -p tcp --dport 80 -j REDIRECT --to-port 3128
#7
DATABASE / JOIN iki tabelayi baglar
Son İleti Gönderen sidre - 21 Ksm 2022, 05:10 ÖS
SELECT * FROM Customers C
join orders O
where C.customer_id = O.customer_id
order by c.customer_id

Output
customer_id   first_name   last_name   age   country   order_id   item   amount   customer_id
1   John   Doe   31   USA   4   Keyboard   400   1
2   Robert   Luna   22   USA   5   Mousepad   250   2
3   David   Robinson   22   UK   3   Monitor   12000   3
4   John   Reinhardt   25   UK   1   Keyboard   400   4
4   John   Reinhardt   25   UK   2   Mouse   300   4
#8
SERBEST KÜRSÜ / Kimsenin İşine Karışmazdı
Son İleti Gönderen sidre - 27 Ekm 2022, 10:11 ÖÖ
Metroda giderken yanımda oturan çocuğa bir poşet eriği yerken dedim ki:
-Evladım çok yeme dokunur.
-Amca, dedem varya 115 sene yaşadı.
-Çok mu erik yerdi?
-Hayır! Kimseye karışmazdı.

 :)  ;)  :D  ;D
#9
SERBEST KÜRSÜ / Keramet Sen de Olsaydi
Son İleti Gönderen sidre - 22 Ekm 2022, 12:00 ÖÖ
KERAMET SENDE OLSAYDI

Bir adam çok sevdiği kadına şiirler yazıyordu.
Sonra o kadın ansızın onu terk etti.     
Adam kadının ardından şiirler yazmaya devam etti.
Daha çok yazdı.
Ve günün birinde çok ünlü bir şair oldu.
Yıllar sonra kadının yaşadığı kente gitti ve büyük bir şiir dinletisi sundu.
Dinleti bittiğinde uğruna şiirler yazılan kadın kolunda kocası ile çıkışa geldi ve adama "merhaba" dedi.
Adam ona sıradan bir insana bakar gibi baktı.
Kadın, "beni tanımadın mı" dedi.
Adam, "hayır tanımadım" dedi.
Nasıl tanımazsın!
Uğruna şiirler yazdığın kadınım ben; Seni şair yapan kadın...
Adam kadının gözlerine baktı ve şöyle dedi.
"Keramet sende olsaydı, o koluna taktığın adam da şair olurdu..
Şiir gibi bakan ADAM'lar
şiirden anlayan KADIN'ları sevmeli.
Sevmeli ki ,
ziyan olmasın mısralar..

#10
SERBEST KÜRSÜ / Güzel Duygularin Gitmesine Izi...
Son İleti Gönderen sidre - 17 Ekm 2022, 10:01 ÖS

İzin verme gitmesine
Güzel duygularının,
İyiliğe olan inancının,
İlahi sevinçlerinin,
Manevi hazlarının..

İyilikten, (merhametten) maraz doğar mı?

Bazen..

Bazen iyilikten, merhametten maraz doğar..
İyilik ettiğin sana kötülük eder..
Merhamet duyduğun duygularını sömürür..
Ama her zaman değil, bazen..

O yüzden dikkat etmelisin
İnsanların hepsini aynı kefeye koymamaya..
İyiliğe olan inancını kaybetmemeye
Her gördüğün insan için:

"Bunun da bir menfaati vardır" dememeye
İyi insanları incitmemeye, kaybetmemeye
Günah almamaya
Her şeyden önce

Kendi içindeki iyiyi, güzeli öldürmemeye
Muhtaçsın..

askibaki_